26 Haziran 2012 Salı

Denize ayak bastık...

Düğünümüzden bir hafta önce hem biraz bronzlaşalım, hem denize gidelim, hem de stres atalım diye bir Erdek yapalım dedik.
Ben ilk defa Erdek'te denize girdim. Güzel mi? Eh fena değil ama asla bizim oraların tadını vermez. Kum yoğunluğu olan bir koy bulmaya çalıştık ve diğer plajlara göre daha hoş bir yerde denize girdik.
Öyle çok uzun uzadıya güneşlenmememe rağmen bayağı kızarmışım.
Ama ne yalan söyleyeyim kendimizi denize bırakmak çok iyi geldi. Bütün kış ruhumuz tozlanmış, pası kiri attık.
Sonrada denize gidip de olmazsa olmaz ritüellerden olan balık sefası yaptık.
Kocamın iskelede balık tuttuğu sırada biz de annemle güneşin denize muhteşem batışının keyfine vardık.
Gözümüzü açınca yola çıktığımız için annemin arabada hazırladığı simit arası peyniri mideye indirdik
                        Kocam ne kadar da karizmatik araba kullanıyor diiiiiyyyyyyyy miiiiiiiiiiiiiiiiii?









                                      Canım annemin sıcaktan ve biradan mayıştığı anlardan biri
Güneş gerçekten en güzel Erdek'te batarmış meğer...En güzel de kocamla benim parmaklarımızdan doğar ama;)))

Eskişehir'i bir de annemle fethettik

Teyzemlerden sonra bizim ballandıra ballandıra anlattığımız modern zamanların kenti Eskişehir'e bir kez daha annemle gittik. Ve yine harika zaman geçirdik. Bu sefer ev sahibi sayıldığımız için anneme tek tek gezdirdik daha önce gördüğümüz yerleri. Söylememe gerek yok herhalde, annem de bayıldı buraya...Tekrar gelebilmek için gittiğin yere, orada bir parça eşyanı bırakman gerektiğine inanan ve kendini az batıl inançla addeden annem :)) Porsuk Çayı'na mendilini attı :)))






Diyeti bozduğum anı sizlere takdim ederim..:(((
 

Ve düğün mevsimi açılır...

Bizim için düğün mevsimi sevgili kuzenimiz Ebru'nun kına gecesi ile açılmış oldu.
Kınadan bir gün önce bu düğün maratonunu bizimle paylaşmak için gelen tatlı annem ile kısa bir hasret gidermeden sonra işlere koyulduk.
Kuaför maceramız ise ben, annem ve Simgoş'tan oluşan üçlü kadro ile tamamlandı.
Kına gecesi için hazırlıklarımız bitip evden çıkmadan önce birer fotoğraf çekelim. sonra fırsatımız olmaz diye düşündük ki nitekim haklı çıktık.
Şimdilik elimde o düğüne ait elimde olan tek fotoğraflar bunlar. Daha sonra yenilerini de gelinden alıp paylaşırım umarım...

Gerçi düğünden sonraki tüm görüşmelerimizde yüzlerinde güller, hatta soyadlarından dem vurursak laleler açan :))) gelin ve damadımızın mutluluğunu hissetmek için alim olmak gerekmiyor ama ben geleneği bozmadan onlara bir daha bir ömür boyu sağlık, mutluluk ve aşk diliyorum...

Homeros Vadisi'ni keşfe çıktık

Yine gecikmeli yazılarım var arka arkaya...
Ama bu aralar düğün-dernek faaliyetlerinde oynadığımız aktif roller sebebiyle başımı kaşımaya vaktim olmadı...
Eveeeeeeet önce çok keyifli bir günden başlamak istiyorum.
Anneler Günü'nü kutlamak için Manisa'daydık 13 Mayıs Pazar günü.
Sabah erken yola çıkarak kahvaltıya biricik annemin sofrasına yetiştik.

(Ayrıca o gün, Cimbombom'un şampiyon olduğu güne tekabül ettiği için annanemin balkona astırdığı bayrağı da fanatiklik derecemizi ispatlamak için sergiliyorum fotoğrafta:))
Annanem, Anneler Günü'nü kutlamak üzere biraraya toplanacak aile eşrafı için giyinmiş, kuşanmış, takmış, takıştırmış ve makyajını da yapmış bir biçimde salonda beklerken biz de annemle mutfağı toparladık ve voltranı oluşturacak parçalar kapıyı çalmadan giyinmeye koyulduk...



Günün anısına çektirdiğimiz toplu aile fotoğrafı esnasında Ali Baba'nın patlattığı 'körler takımı' espirisi ikinci fotoğrafta görüldüğü üzere kopmamıza sebep oldu :))
Bu arada güzeller güzeli kızlarımız Sıla ve Nehir'in de şampiyonluk sarhoşu hallerini, formalarını, sarı-kırmızı ojelerini, kollara keçeli kalemle yazılmış kutlama mesajlarını da anlatmadan geçemeyeceğim..;)
Kutlamalar sonlandıktan sonra Ali Baba dedi ki "yürüyün ahali gidiyoruz."
Biz de haliyle takıldık peşine.
Ali Baba bizi Bornova'da bir mağarada doğduğu sanılan Homeros'un vatanı anılan ve günümüzde Homeros Vadisi olarak anılan Kayadibi Köyü'ndeki Homeros Restaurant'a götürdü.
Gittiğimiz tozlu topraklı yolun sonunun nereye varacağını kestiremeyen biz, varış noktasında tüm söylediklerimizi geri aldık.
Doğası, manzarası, temiz havasıyla yaşamın kalitesini ve keyfini arttırmayı bilen insanlar için tasarlanmış bir mekanda çok keyifli bir gün geçirdik.
Kah oturup yemeğimizi yedik masada,
kah oturma guruplarına geçip kahvelerimizi yudumladık,
kah küçük doğa turları yaptık,
çiçek kokladık,
sessizliğin ve en çok da birbirimizi sesini rahatça dinledik...
Yine çok güzel bir günü hepbirlikte geçirmenin keyfine vardık...
Tekrar teşekkür ediyoruz Ali Baba'ya..:))
İşte fotoğraflarımız:






Ne kadar tatlı olduğumu görüyorsunuz:))

Bu da artistik fotoğraflarımdan...

Ayrıca yukarıda görülen fotoğrafı restauranttan çıkarken çekildik. Mekanın girişindeki çiçekler de müthiş...
Ve bizi kapıya kadar uğurlayan hoşsohbet ev sahiplerini de unutmamak lazım.

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Ne güzel bir şehirmiş...

Hıdrellez öncesi hem dileklerimizi güzel bir havaya bırakmak, hem de nice uzun zamandır merak edip gidemediğimiz , göremediğimiz bir yolculuğu deneyimlemek istedik.
5 Mayıs Cumartesi iş çıkışı sevgilim ile birlikte basıp gittik Eskişehir'e...
İki gezgin altını üstüne getirinceye kadar gezdik.
Sevgilim daha önce, daha doğrusu çok uzun zaman önce görmüş en son Eskişehir'i. Benimse ilk deneyimim oldu ama inanılmaz hayıflandım. Burnumuzun dibinde, 1,5 saat mesafedeki bu müthiş, adeta bir Avrupa ziyareti tadı veren şehre daha önce gelmemiş olmaktan müthiş üzüntü duydum.
Ve resmen aşık olduk biz bu şehre.
Sadece şehre değil, birbirimize de bir kere daha...
Öyle güzel, havası aşk kokan, özgür, vurdumduymaz, renkli, medeniyet tınıları yükselen bir şehirde zaten başka bir şey hissetmek mümkün değil.
Ayrıntıları vermeden fotoğrafları yayınlayayım...:)

















Bayağı zaman olmuş, güzel günleri aktarmayalı...
Sırayla başlayayım dedim...

Aşağıdaki fotoğraflar 8 Nisan 2012'ye karşılık gelen güneşli bir pazar gününe ait...
Sevgilim ile geçen güzel, keyifli bir gün...
Önce yazı çağıran bu havanın tadını evimizin balkonunda hazırladığımız kahvaltıyla başladık.



Güzel havanın tadını çıkarmak adına görmüş olduğunuz güzel manzaraya sahip mekanın yolunu tuttuk. Orhaneli Yolu'nda bulunan ama ismini özellikle vermek istemediğim bu mekan ile ilgili arkadaşım Ayşe Deniz daha önce kötü bir deneyim yaşamıştı. Biz de ortamı görmek için gittik ve Ayşe'ye hak verdik. Manzara ve doğa müthiş olmasına rağmen hizmet sıfırdı...


Hızlıca başka bir yola doğru direksiyon kırarak, İzmir Yolu'nu Zeytinbağı'na bağlayan o yemyeşil tarlaların, uçsuz ovaların, rengarenk çiçeklerin, koyunların, kuzuların, ineklerin, bağevlerinin, traktörlerin kullandığı ve benim ilk defa gördüğüm müthiş güzel bir yoldan Trilye'ye gittik.
Güneşin ışıklarını çektiği bu güzel saatte yaptığımız yürüyüş sonrası bira-patates yaparak güzel bir sohbete daldık.
Kalkmadan bizim için bir klasik olan sahilde taş kaydırmaca oyununa doğru yürürken, ışığı güzel gören sevgilim böyle bir fotoğrafla son noktayı koymuş...

11 Mayıs 2012 Cuma

Ne zamandır gitmedi elim...
Ne zamandır içim boş, dışım dolu...
Ne zamandır dışım dolu içim boş...
**************
Artık baharlar açsın diye sarılmalı kağıda kaleme...
Anlatamadıklarını anlatma,
unuttuklarının altını çizme,
ve sahip olduklarının değerini hatırlama zamanıdır...